Haber

Yolanthe Cabau: Oğlum bile bana yenge diyor

on

Wesley Sneijder’ine eşi Yolanthe Cabau, Hürriyet’ten Savaş Özbey’e konuştu…

En son bir konut reklamında oynadınız. Sizin için ‘ev’ ne demektir? Ne zaman kendinizi ‘evde’ hissedersiniz? – Benim için nerede ya da ne kadar uzakta olduğunun önemi yok. Eğer en sevdiğiniz insanlar içindeyse, orası evdir benim için. Tabii ki güzelleştirmek istemen başka bir şey. Şirin eşyaler alırım, mumlar koyarım, yemekler pişiririm… Birazcık müzik katarım… Ev olduğunu iyice hissedebilelim diye.

Peki size Türkiye’de ‘Yenge’ denmesi? Anlamını biliyor musunuz? Kardeş eşine denir. Yani en başından beri ailenin bir parçası sayılmanızı kastediyorum. – Duydum ve hemen ne demek olduğunu sordum. İnsan o kadar iyi ve güvende hissediyor ki. Sonuçta dilini bile bilmediğiniz, yabancı bir ülkeye geliyorsunuz.

Ama sizi böyle kabulleniyorlar. Türkiye’yi o kadar çok seviyorum ki sonsuza kadar burada kalmak istiyorum. Benim zaten kalabalık bir ailem vardı. Dokuz kız, dört erkek kardeşiz. Şimdi çok daha büyük bir ailenin ferdiyim. Türkiye’ye gelince bir ülke dolusu kardeşim oldu.

Peki Türkçe nasıl gidiyor? – (Burada Türkçeye dönüyor) Biraz Türkçe öğrendim. Ama hâlâ zor. Günlük işlerimi yapabilecek kadar. Peki reklamda söylediğiniz ‘Kâtibim’ şarkısını nasıl öğrendiniz? Çok eski bir şarkı olduğunu biliyor muydunuz? – Tabii bana sözlerin anlamını da gönderdiler. Çok zorlanmadım ezberlerken çünkü mutlu bir şarkı. Kolayca akılda kalıyor. Sunucu ve oyuncu Yolanthe Cabau evde nasıl bir kadın? Ne giyer? Devamlı yapılı saç/topuklu ayakkabıyla mı dolaşır etrafta? – Tabii ki aynı kişiyim ama evdeki halim çok farklı. Bir kere çok rahat giyinirim. Makyaj yapmam, saçlarımı tepeden toplarım. Bebeğimle vakit geçiriyorum. Wesley’yle oyun oynuyoruz.

Hangileri? – Yaprak sarmam iyidir. Ama Wesley en çok köftelerimi ve dolmalarımı seviyor. Her akşam yapsam sıkılmaz. Tam bir et delisi. Ben sadece balık yediğim için yemeklerde ufak tefek değişiklikler yaptığım da oluyor. Mesela köfteyi kıymayla değil, balıkla yapıyorum. Haftada en az beş akşam evde yeriz. Haftada bir kere de ya restorana ya da arkadaşlarımıza gidiyoruz. Çok misafiriniz oluyor mu? Tatlıtuğlar yakın arkadaşlarınız. Sık gelip gider misiniz birbirinize? – Tabii, sık sık. Çok fazla insan tanımıyorum İstanbul’da. Ama az da olsa tanıdıklarım çok düzgün insanlar. Kıvanç’la Başak da onlardan biri. En iyi arkadaşlarımız. Her gün en az bir kez konuşuruz. Geçen yılbaşına hep beraber girdik.

Ne oynuyorsunuz? – Monopol, iskambil, her şey… İkimizin de hoşuna gidiyor. Rahatlıyoruz. Romantik bir çift misiniz? Etrafa mum falan? – Evet, evet… Muma bayılırım! Mutfak? – Çok iyi. Annem ve babamdan dolayı Hollanda ve İspanya yemekleri yapıyorum. Ama İstanbul’a geldiğimizden beri Türk yemeklerini de öğreniyorum.

Evdeydiniz yani. – Evet çünkü şu paparazzi meselesi çok zor. Çoğu zaman evde olmayı tercih ediyoruz. Burada kendimi Hollanda’dan çok daha fazla evde hissediyorum İstanbul’un en sevdiğiniz yeri… – Önce bir süre Nişantaşı’nda oturduk. Şimdi Ataköy’e taşındık. Herkesi çaya bekleriz. Bağdat Caddesi taraflarını da çok seviyorum ama trafik berbat.

Sokakta nasıl hissediyorsunuz? – Wesley’yle ben farklıyız tabii. Gol atamamışsa kendi taraftarları kızgın oluyor, atmışsa karşı taraf. Ama beni Beşiktaşlılar da Fenerliler de seviyor. Hele Xess’e bayılıyorlar. Onunla Türkçe konuştukları için Türkçe öğrenmeye başladı. Flemenkçeden ya da İspanyolcadan daha çok Türkçe kelime biliyor. Hangi kelimeleri öğrendi? – Çok var: Şeker, gel, hayır, evet, güzel, yemek… Ha bir de ‘yenge’… Yardıma gelen kadın bana devamlı ‘yenge’ dediği için onu da kaptı. Oğlum bile bana ‘yenge’ diyor. Bir de beraber Türkçe pop dinliyoruz. Oradan da öğreniyor.

 

En çok kimi seviyorsunuz? – Yalın’ı seviyorum. Bir de Sezen Aksu. Çok duygusal şarkıları var. Türkiye’de İstanbul’dan başka nereleri gördünüz? – Ankara’ya, Bodrum’a İzmir’e, Antalya’ya, Alanya’ya gittik. İçlerinde en güzeli Bodrum. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en güzel yeri. Biz Türkler muhafazakâr bir toplumuz, değil mi? Doğduğunuz Ibiza ya da büyüdüğünüz Hollanda’yla kıyasladığınızda nasıl farklar var? – Ibiza’da saçını pembe yapıp tangayla mı dolaşmak istiyorsun? Kimse dönüp bakmaz. Pek kural yoktur. Hollanda daha kuralları olan bir ülke. Ama İstanbul’daki gündelik hayatımla kıyasladığımda pek de fark hissetmiyorum. Ben burada kendimi Hollanda’da olduğumdan çok daha fazla evde hissediyorum.

 

Madem bu kadar seviyorsunuz, neden daha çok Hollanda televizyonlarına iş yapıyorsunuz? Burada da dev bir dizi endüstrisi var. – Wesley’le daha geçen gün bu mevzuyu konuştuk. O da aynı şeyi söylüyor. Birkaç fırsat oldu aslında ama Hollanda televizyonuyla kapsamlı bir sözleşmem vardı. Bebeğim daha 1 yaşında, geçen hafta pasaportuna bir baktım 39 ülkeye giriş çıkış yapmış. Bunların da çoğu iş için gittiğim yerler. Belki bir ya da iki tanesi tatildir. Önümüzdeki yıldan itibaren Hollanda’da daha az, Türkiye’de daha çok iş yapacağım. Tabii Türkçemi de ilerletmem lazım biraz daha. Bebek nasıl bir ortamda mutlu ve sağlıklı olur? – Tabii ki giysi, yemek gibi şeyler de önemli ama ilk şart evde sevginin olması. Wesley’le ben birbirimizi çok seviyoruz. Sürekli konuşuyoruz, şakalaşıyoruz, eğleniyoruz. Xess bunu izlemekten çok mutlu oluyor, hep gülüyor. Eğer ebeveynler birbirini seviyorsa, bu yeterli. Ama siz bu kadar şanslı bir çocuk değildiniz. Annenizle babanız siz çok küçükken ayrıldı ve bazı kötü alışkanlıklarından dolayı babanızı erken yaşta kaybettiniz. Çocuk İstismarına Hayır Derneği’ni (Stop Child Abuse) kurmanızda küçükken yaşadıklarınızın etkisi var mı? – Hayır, derneği küçükken yaşadığım şeylerden dolayı kurmadım. Zaten o zavallı kız çocuklarının yaşadıklarını ben yaşamadım. Her ailenin, her evin kendi hikâyesi var. Çocukluğumun ilk birkaç yılı iyiydi. Büyük bir aileydik. Babam İspanya’da otelleri, kulüpleri olan önemli bir adamdı.

 

‘Ibiza Kralı’ymış lakabı… – Evet. Zamanla hayatındaki kötü şeylerden dolayı değişmeye başladı. Annem bizi de alıp Hollanda’ya döndü. Siz 5 yaşındayken. – Hatta 6… Babamdan hiçbir şey istemedi. Ne para ne başka bir şey. Büyükbabamlarla oturmaya başladık. Önceki zengin hayatımızla hiçbir alakamız kalmamıştı. Bu yüzden hem varlığı hem yokluğu bilirim. Çocuğuma da bunu öğretmek istiyorum. Maalesef hayat her zaman tatlı, güzel, kolay değil. Hele bazı çocuklar için. Derneğin amacı da bu. 16 ülkede çalışmalar yapıyoruz. Peki neden özellikle gelişmekte olan ülkeler? Oralarda sorun daha mı ciddi? – Taciz gibi korkunç muamelelere maruz kalmış kız çocukları için çalışıyoruz. Sorun bazı ülkelerde daha büyük ama her yerde var. Hollanda’da da İspanya’da da oluyor. Her vakada ama her vakada tekrar tekrar yıkılıyorum. Bütün o küçük çocukları alıp eve getirmek istiyorum. Peki Türkiye’deki durum hakkında ne düşünüyorsunuz? – İstatistik ve sayılar bütün dünyada korkutucu. İnsanlar olup bitenlerin farkında değiller. Bilmedikleri için de onları suçlayamayız. Birbirimizin gözünü açmalıyız. Türkiye’de de bir şeyler yapabilirim tabii. Ama belki önce evsiz çocuklarla falan başlamak lazım. Çünkü herkes bu sorunla yüzleşmeye hazır değil.

acunn.com

 

FACEBOOK YORUM

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir